İkinci Kat

1

Henüz hiç bitmiş bir öyküm yok. Yalan söylüyorum. Öykülerim varmış gibi, olacakmış gibi davranıyorum. Öyküler yazmak yerine öykünüyorum. Trajedi!

Bir binanın ikinci katındayım. Sobamın boruları her hafta kurum doluyor. Zehirlenerek ölmekten korkuyorum. İnsan güzel anlarda ölmeli, mesela bir dönme dolabın en tepesindeyken veya çimlerin üstünde koşarken, sevişirken. İnsan güzel anlarda ölmeli. Açken değil, zehirlenerek hiç değil!

Burada, camın kenarında küçük bir koltukta oturuyorum. Daire numaram beş. Televizyon izliyorum. Televizyonda herkes bağırıyor. Ne tuhaf herkes bağırıyor, sanırım bağırmak bize, bize dair bir şey. Televizyonda, sokakta, pazarda her yerde bağırıyorlar. Buradayım ve sıkılıyorum.

Yaşadığım bina mahallenin en sonunda. Buradan, bu binada yaşayanlar ve arada onları ziyaret etmek için gelenler dışında kimse geçmez. Sonda olmak böyle bir şey, hayatınıza tesadüf eseri karışan pek olmaz. Ya sizin gibi olanlarla karşılaşırsınız ya da yalnız kalırsınız.

Yalnızım. Ne ara yalnız kaldım. Ne oldu da insanlar teker teker yanımdan gitti, bilmiyorum. Niçin buraya taşındım, bu kararı nasıl verdim, hatırlamıyorum. Gerçi, bir ara birisi yalnız kalacağımı söylemişti, inanmamıştım. İnsan yaşarken birçok şeye inanmıyor. Öleceğine, işsiz kalacağına, aç kalacağına ve tıpkı benim gibi yalnız kalacağına. Öleceğine inanmadığı için kontrolsüz yaşıyor, işsiz kalacağına inanmadığı için görevini yapmıyor, aç kalacağına ihtimal vermediği için her şeyi o gün bitirmek istiyor, yalnız kalacağına inanmadığı için kaba davranıyor, üzüyor, yok ediyor. Sonra bir gün bir binanın ikinci katında kendiyle konuşurken buluyor kendini, aptallık.

Böyle olmamalıydı veya böyle olacağına ihtimal vermemiştim ama işler hiçbir zaman istediğiniz gibi gitmez. Beklenmedik şeyler bir gün kurtulmak istediğiniz şeyler olur. Bunu planlayamazsınız ya da yaptığınız planlar tutmaz, birçok sefer olduğu gibi.

Saat durmuş, pili bitmiş olmalı, kim bilir ne zaman durdu. Burada, bu binanın ikinci katında, benimle beraber yaşıyor. İnsan bir süre sonra beraber yaşadığı şeylerin değişimini fark etmiyor. İnsan veya nesne fark etmez. Kimi zaman yanınızdaki kişinin saçını kestiğini, kilo verdiğini anlamıyorsunuz. Bazen de saatin durduğunu, koltuğun eskidiğini fark etmiyorsunuz. Farkında olmamak, alışkanlığa ilişkin olmalı.

2

Koltukta uyuya kaldım, yatağımda uyumak istiyorum ama her seferinde koltukta uyuya kalıyorum. Yediği, içtiği, oturduğu, yattığı yer aynı olunca insanın, zaman duruyor. Akrep ve yelkovan durunca saatin anlamı nasıl kalmıyorsa zaman durunca insanın da anlamı kalmıyor.

Evim bir oda bir salon. Küçük bir mutfağı, tuvaleti ve banyosu var. Odama girmeyeli uzun zaman oldu genelde salonda vakit geçiriyorum. Yıkanmıyorum da. Bir şeylere ihtiyacım olunca mahallenin başındaki bakkaldan istiyorum. Orayı seviyorum, hiç konuşmayan bir çırağı var. Siparişlerimi verir, parasını alır ve gider. İnsanın konuşmayanını severim, fazla baş ağrıtmazlar, genelde görevlerini yaparlar ve giderler. İnsanın böylesi iyi, daha zararsız.

Su içmek için ayağa kalktım. Tam o sırada dışarıdan bir ses duydum. Acı çekiyor gibi bir ses. Sanki bu sesi bir yerden hatırlıyorum. Ses yükselmeye başladı. Tam da su içmek için ayağa kalktığım sıra neyin nesi bu ses, anlamıyorum. Su içmek için mutfağa doğru yürümeye devam mı etmeliyim, yoksa pencereden dışarı mı bakmalıyım? Ya pencerenin tam dibindeyse, ya kafamı pencereden dışarı çıkarmadan anlayamazsam.

Ayaklarımı sürttüm, gitmek ve kalmak arasında kaldığım o gün gibi duraksadım. Kim olduğuna bakmalı mıyım? Evet. Başımı pencereye doğru çevirdim, sonra bedenim de başıma uydu. Başımı aşağı eğmeden, gözlerimle, pencereyi açmadan aşağı baktım. İki tane ayak var, tam aşağıda iki ayak. Sesini daha net duyabiliyorum artık. Ne işi var bu ayakların burada.

“Canım acıyor, kimse yok mu?” Var mı? Ben varım aslında ama yokmuş gibi davranabilirim. Sonuç olarak tanımadığım bir insana yardım edecek değilim, değil miyim, yardım etmem gerekiyordur belki. Yok yok böyle durumlarda elbette yardım edecek biri bulunur. Bu yüzden yardım etmek yerine suyumu alıp içmeliyim. Peki, ya kimse yardım etmezse, ya herkes ben gibi düşünüyorsa. Birçok eylemsizliğin nedeni eylemleri başka birilerinin yapacağı varsayımından kaynaklanıyor sadece. Ben yapmasam da başkası yapar diyen kalabalıklar yüzünden hiçbir şey yapılmıyor, karar veremiyorum.

Böyle durumlarda evet – hayır oyunu oynarım. Bu oyun şöyle oynanıyor. Televizyonda saati gösteren bir kanalı açılır ve durulacak bir saat seçilir mesela 12.34, sonra ardından hızlıca evet – hayır demeye başlanır ve saat 12.34 olunca durulur. Eğer evet derken durulursa ilk düşünüleni, hayır çıkarsa düşünülenin tersini yaparım.

Saat 15.06 olunca oyuna başlayacağım. “Kimse yok mu? Kimse ya!” 15.07’de duracağım.

Evet – hayır, evet  – hayır, evet – hayır, evet – hayır, evet – hayır, evet – hayır, evet –  hayır,  evet – hayır,  evet – hayır, evet – hayır,  evet – hayır, evet – hayır,  evet – hayır,  evet – hayır,  evet – hayır,  evet – hayır,  evet – hayır,  evet – hayır,  evet – hayır,  evet – hayır,  evet – hayır,  evet – hayır,  evet – hayır,  evet – hayır, evet – hayır…

Televizyona bakan gözlerimi tekrar pencereye çevirdim. Bedenin yarısını görebiliyorum artık. Gövdesini ayaklarına doğru çekmiş, iri biri olmalı.

3

Karşımda oturan adama uzun uzun bakıyorum. İyi giyimli, iri yarı ama acınası bir duruşu var. Uzaktan biri baksa kendisini patates çuvalına benzetebilir. Gözlerini kısarak, suratını ekşiterek, yattığım yere bakıyor. Şimdi yüzüne yumruğu geçirmeliyim. Evime alıyorum, yardım ediyorum ama adam kaldığım yere suratını buruşturuyor. Hiç sevmiyorum böyle insanları.

  • Adın ne?
  • Erhan.
  • Erhan, adın Erhan, ne oldu?
  • Ne, ne oldu?
  • Herhalde kendiliğinden bu hale gelmedin. Hırpalanmışsın.

Sustu. Bazı insanlar böyle susarlar, sorulara verecek cevapları olmadığından değil. Verecekleri cevapların yadırganacağını bildiklerinden susarlar. Susarlar ki insanlar onları günahsız sansın, oysa ben tanırım böyle insanları. Hayatımın tamamı bu evde geçmedi sonuçta, böylelerini tanımak için veya/ya da böyle biri olmak için çok zaman geçirdim.

  • Su ister misin?
  • Olur.

Az önce su almak için kalktığım koltuğumdan yeniden kalktım. Bu sefer kararlıydım. Mutfağa gidecek, suyumu içecek ve su bardağı ile tekrar gelip bardağı adamın başına geçirecektim. Yatağıma suratını buruşturarak bakmasını kaldıramıyorum. Hızlı hızlı mutfağa girdim önce kendime bir bardak su doldurup içtim ardından bardağın içine tükürdüm ve su doldurdum.

Odaya tekrar geldiğimde uyukladığını gördüm. Uykusu olmalı, belli ki gece bir yerlerde vakit geçirdi. Kim bilir kime dalaştı da bu hale geldi, yazık. Bardağı burnunun dibine yaklaştırdım.

  • Afiyet olsun.
  • Sağol.

Tükürüğümü bir dikişte içti.

  • Kimsin?
  • Ben mi? Ben, adımı söylemiştim, Erhan. Normalde buralarla pek işim olmaz.

Kimin işi olur ki burasıyla. Buranın bir çukardan farkı yok. Bu çukura da düşmediğin sürece girmezsin. Bazen birileri iter, bazen de kendin düşersin. Sonra çıkmak için uğraşırsın ama çıkabilir misin muamma!  

Gözlerini ovuşturdu ve kapattı. İyi uykular.


Also published on Medium.